Eş dırdırı hapse döndürdü!

GüneÅŸ Gazetesi’nde 22 Temmuz 2008, Salı günü yayımlanan haber.

GüneÅŸ Gazetesi’nde 22 Temmuz 2008, Salı günü yayımlanan haber.
Â
Sabahları çalar saatiniz çalınca onu susturup tekrar uykuya mı dalıyorsunuz. O zaman bu saat tam size göre. Çünkü bu saati yattığınız yerden susturmanız kesinlikle mümkün değil.
Bu saat çalmaya başlayınca üstteki parçası havalanıp uçmaya başlıyor. Bunu yakalayıp, saatin gövdesine yerleştirmediğiniz sürece de saat susmuyor!
Â
Eğer bilgisayarınızda boş bir USB portunuz varsa ve çalışırken biraz eğlenmek istiyorsanız; bu oyuncak tam size göre. Tek yapmanız gereken oyuncağınızı bilgisayarınızın USB portuna takmak ve oyuncak köpeğin mekik çekmesini seyretmek. Bu oyuncağın bir başka versiyonunda ise köpeğimiz egzersiz bisikleti sürüyor.

Â
Yukarıda fotoÄŸrafını gördüğünüz Volkswagen’e ait konsept araba, 1 litrelik yakıtla 100 km.’lik yol gidebiliyor!
Kaportasının karbon fiberden yapılmış olması, arabanın çok hafif olmasını saÄŸlamış. Fakat karbon fiber, arabanın maliyetini artırıyormuÅŸ. Fiyatın uygun hale gelmesi durumunda arabanın üretimine 2012′de baÅŸlanacakmış.

Ünlü bilim adamı ve siyasetçi Benjamin Franklin, ABD’nin kurucularından da biridir. Franklin’in bir özelliÄŸi de ABD’de basılan ilk karikatürün çizeri olmasıdır. Yukarıda gördüğünüz karikatür Benjamin Franklin tarafından çizilmiÅŸ ve 9 Mayıs 1754′te Pennsylvania Gazette’de yayımlanmıştır.
Günümüzde olduÄŸu gibi İlkçaÄŸda da içki düşmanlarına rastlanırdı. İ.Ö. 1350 yıllarında Ramses II., eski Mısırlıların ayyaÅŸlığıyla mücadele için bir içki düşmanları derneÄŸi kurmuÅŸtu. Eski Mısırlılar, kadınlı erkekli alabildiÄŸine içerlerdi. Eski Mısır’da dört çeÅŸit bira, altı çeÅŸit ÅŸarap, bir de hurma rakısı içilirdi.
Et yemeden yaÅŸayanlar, eski Roma’da da vardı. Seneca ile Plutarkhos, et düşmanlarının başında gelirler. Hele Plutarkhos her zaman coÅŸkulu bir ÅŸekilde kendi besin tarzını savunmuÅŸ, et yiyenlere karşı hücuma geçmiÅŸti.
 Â
Paratoner, pek iptidaî ÅŸekilde de olsa, İÖ. 1300 tarihlerinde eski Mısırlılar tarafından biliniyordu. Ramses III. zamanında Medinetülabu’da yıldırımı çekmek üzere, ÅŸehrin kapılarına uçları altın kaplama yüksek direkler dikilirdi.
Yıldırım avcıları
Yunan ve Roma rahipleri, gökten yıldırımı çekip tehlikeyi önlemek hünerine sahiptiler. Ama bu sırada yıldırım çarpmasıyla ölenler de oluyordu.
Bu rahipler, yıldırımın madenleri tercih ettiğini anlamış olacaklar ki, yıldırımı çekmek için üzeri maden kaplı çubuklar kullanırlardı; ama bu çubuğu madenî bir telle, içinde su olan bir çukura bağlamayı bilmiyorlardı.
Ellerinde birer keşif değneği, yahut değneksiz, kaynak arayıcılarına İlkçağda da rastlanırdı. Bunlar bir loncaya bağlıydılar, içlerinden bazıları seferlere de iştirak ederler, lüzum halinde hemen toprağı delerek orduya içme suyu bulurlardı.
Romalılar, Afrika çöllerinin en elverişsiz bölgelerinde büyük bir başarıyla 200 metre derinliğinde kuyular açmışlardı. Yeraltındaki su damarının yerini nasıl buldukları, o sondajları yapmak için ne gibi teknik vasıtalar kullandıkları bugün bizim için bir muammadır.

Yunanlılarla Romalılar, keza Araplar, posta iÅŸinde güvercin kullanırlardı. Hele Araplarda bu usul, daha yaygın bir hal almıştı. BaÄŸdat’tan Haleb’e, bütün Küçük Asya sahilleri boyunca İskenderiye’ye kadar hep posta güvercini kullanıyorlardı. Bazen bu vazife kırlangıçlara da gördürülürdü.
(Yukarıdaki resim “Royal Society for the Protection of Birds”ün resmi Web sitesinden alınmıştır. http://www.rspb.org.uk/Images/swallow_juv_300_tcm9-142503.jpg)

Yukarıda fotoÄŸrafını gördüğünüz mekanik yusufçuÄŸun deÄŸeri tam 15 bin dolar. Kanatlarını çırpabilen bu mekanik yusufçukta altın ve gümüş malzeme kullanılmış. El yapımı bu oyuncak, http://www.etsy.com Web sitesinde satılıyor. Â

İstanbul’daki meÅŸhur Kız Kulesi Osmanlı tarihinde yalnız bir defa ve bir kiÅŸi için hapishane olarak kullanılmıştır. Burada, XVIII. asrın namlı vezirlerinden HekimoÄŸlu Ali PaÅŸa hapsedilmiÅŸ ve oradan sürgüne gönderilmiÅŸtir.
(Yukarıdaki resim Osmanlı Bankası ArÅŸiv ve AraÅŸtırma Merkezi’nin Web Sitesinden alınmıştır. http://www.obarsiv.com/dokumantasyon/gazetevedergiler/img/kiz_kulesi-1.jpg )
XVI. asır sonlarında Almanlar, Macaristan’daki Sobotska palangamızı muhasara ettiler. Bu muhasara bir kurban bayramı arifesine rastlamıştır. Palanganın muhafızları bayramda kesmek için gayet büyük bir koç beslemiÅŸlerdi; kendilerine imdat gelmeyeceÄŸini anlayan yüz kadar muhafız atlandılar ve palangadan yalınkılıç çıkarak düşmanın muhasara hatlarını yardılar, kurtuldular. Bu çıkış hücumuna palangadaki koç da iÅŸtirak etmiÅŸ ve boynuzlarıyla iki Alman askeri öldürerek atlılarla beraber Budin’e kadar gelmiÅŸti. Askerler adını “Gazi Koç” koydular ve kurban bayramında Budin’de kestiler. Gazi Koç’a bu suretle “ÅŸahadet” de nasip oldu.
Kaynak: ReÅŸad Ekrem Koçu, “Tarihimizde Garip Vakalar”, 1952
Van Gölü’nde yüzen ilk Türk gemisi XVI. asırda Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Büyük sanatkâr o zaman Yeniçeri Ocağı’nda dülgerlikteki hünerleriyle tanınmış basit bir neferdi.
Yedi asır boyunca, bütün Osmanlı sadrazamlarının içinde uzun boy rekorunu Sokullu Mehmed PaÅŸa kırmıştır; iki metreyi aÅŸan bu büyük vezirin tarihlerimizdeki lakabı “Tavil (Uzun) Mehmed PaÅŸa”dır.
Osmanlı sadrazamları arasında ÅŸiÅŸmanlık rekoru da, yine Kanunî Sultan Süleyman’ın sadrazamlanndan Semiz Ali PaÅŸa‘dadır; o zamanlar bir cihan imparatorluÄŸu olan Türkiye’de Semiz Ali PaÅŸa’yı taşıyabilecek ancak iki at bulunabilmiÅŸti.
Osmanlı sadrazamları arasında kısa boy rekoru da XVII. asır ortalarında IV. Mehmed’in vezirlerinden IpÅŸir Mustafa PaÅŸa ile II. Abdülhamid’in sadrazamı “Åžapur Çelebi” lakabıyla meÅŸhur Küçük Said PaÅŸa‘dadır.
Gayet genç, tüysüz yeniçeri neferlerine “civelek” denilirdi. Civelekler sokaÄŸa, kadınlar, kızlar gibi yüzlerine bir nikap (peçe) koyarak çıkarlardı. Bir civeleÄŸin sokakta peçesini kaldırıp yalnız yüzüne bakmak, bir kadına veya kıza yapılmış hareket gibi tecavüz sayılır ve buna cesaret eden derhal hapse atılırdı.
Kaynak: ReÅŸad Ekrem Koçu, “Tarihimizde Garip Vakalar”, 1952

Yukarıdaki 20 tane ufak kare var. Bu karelerin içinde de birbiriyle ilgisiz resimler var. Fakat bunlar öyle güzel bir araya getirilmiÅŸ ki; teker teker deÄŸil de hepsine birden bakılınca, Michelangelo’nun ünlü “Adem’in yaratılışı” freskindeki Adem’in yüzü görülüyor.

Michelangelo bu freski 1511′de Sistin Åžapelinin tavanına yapmıştı.

Eski Roma zamanında Antakya’dan İstanbul’a hükümet postası 6 günde gelmiÅŸtir, ki böylece günde 190 kilometre (!) kadar bir mesafe katedilmiÅŸ demektir.
Sezar Roma’dan Rhone civarına sekiz günden az bir zamanda, yani günde 150 kilometre katederek varmıştır.
Maximin’in katledildiÄŸi haberini Aquileja’dan Roma’ya getiren haberci bu mesafeyi dört günde almıştır. O günün ÅŸartlarına göre bu hayret verecek bir ÅŸeydir, çünkü, at deÄŸiÅŸtirerek dahi olsa, günde 200 kilometre yol almak büyük bir baÅŸarı sayılır.
Milâttan sonra 69 senesinde Belçika’da ihtilâl çıktığını bildirmek için Roma’ya giden haberci günde 240 kilometre süratle ilerleyerek 9 günde bu uzun mesafeyi almıştır.
Fakat bu nevi süratli yolculuklardan malûm olanların en hayret vericisi Drusus’un hastalandığını haber alan Tiberius’un Pavia’dan Germanya’ya yaptığı seyahattir. At deÄŸiÅŸtirerek 24 saatte 290 kilometre yol almıştır ki bu ancak yolun birçok kısımlarında dört nala gitmek ve hayvanları öldürünceye kadar sürmek ÅŸartıyle mümkün olabilmiÅŸtir.
Nisan 1589′da Lehistan’dan Pol Uhanski adında bir elçi geldi. Elçi, Osmanlı Devleti’ne karşı hoÅŸa gitmeyen konuÅŸmalar yaptı. Elçinin konuÅŸmaları Sadrazam Koca Sinan PaÅŸa‘yı çok kızdırdı. Sadrazam, elçiye öyle sert davranışlarda bulundu ki elçi kısa bir süre sonra İstanbul’da öldü.
1820′lerde Yunan İsyanı’nın önce Mora’da baÅŸlaması bekleniyordu. Fakat, Yanya’da bulunan Tepedelenli Ali PaÅŸa burada çıkacak ayaklanmayı önlemiÅŸti. Tepedelenli Ali PaÅŸa savaÅŸlarda baÅŸarı kazanmış Rumeli BeylerbeyliÄŸine tayin edilmiÅŸti. Mora ve dolayları Tepedelenli’nin kontrolü altındaydı. Rumların ayaklanmak için hazırlık yaptıklarını Tepedelenli Ali PaÅŸa öğrenmiÅŸti. İsyancıların Osmanlı yönetimine karşı kurduÄŸu Etniki Eterya üyelerinin kendi aralarında yaptıkları yazışmalardan Tepedelenli Ali PaÅŸa’nın da haberi vardı. Yanya Despotu’nun diÄŸer isyancılara yazdığı bir mektup da eline geçmiÅŸti. Ali PaÅŸa, despotu yanına çağırmış ve “ÅŸu mektubu okusanız da dinlesem” demiÅŸti. Ali PaÅŸa’nın bu sözlerinden despot çok korkmuÅŸ ve korkudan ölmüştü.